
Hekimlik gibi kutsal bir mesleğin ilk yıllarındayım. Tecrübem zaman olarak az olsa da hislerin körelmediği, herkesten bir şeyler öğrenmeye açık olduğum zamanlardayım. İnsan sadece bakarak bile çok şey öğrenirmiş. Ben de anne-babalardan çok şey öğreniyorum; doğruları ve yanlışları… Sadece üç-beş dakikalık muayene sürecinde bile bir ailenin yaşantısını tahmin edebiliyorum. Bugün size bir annenin hissettirdiklerinden bahsetmek istiyorum. Öncesinde hepimizin bildiği bir hikâyeyi hatırlayarak…
Çocuk doğmadan önce Rabbinin huzuruna çıkar. Bebek sorar:
- Allah’ım, Dünya’ya gideceğim ve orada ne yapacağımı bilmiyorum.
- Ben senin için bir melek yarattım, o seninle ilgilenecek.
- Allah’ım, onların dilini bilmiyorum. Onlarla nasıl anlaşacağım?
- Senin için yarattığım melek, sana sabırla onların dilini öğretecek.
- Allah’ım, Dünya’da duyduğum kadarıyla çok kötülük varmış. Onlarla nasıl başa çıkacağım?
- Senin için yarattığım melek, seni canı pahasına kötülüklerden koruyacak. Merak etme.
- Allah’ım, sana tekrar nasıl döneceğim?
- Senin için yarattığım melek, bana nasıl döneceğini sana anlatacak.
Derken melekler gelir ve Dünya’ya gitme zamanının geldiğini söyler. Çocuğu Rabbinin huzurundan götürürlerken bebek tekrar sorar:
- Allah’ım, benim için yarattığın meleğin adı ne?
- Adının önemi yok ama sen ona ANNE diyeceksin.
Çocuk doktorluğuna yeni başladığım zamanlarda serviste hastaları vizit yaparken bazı aileler teşekkür eder, ilgilendiğim için minnettar olduklarını söylerdi. Ancak nedense bu sözler bana çok tesir etmiyordu. Teşekkür ettikleri için mutlu olmuyordum. Çoğu zaman kısa bir cevap verip odadan hızla çıkıyordum.
Servise sık yatan bazı kronik hastalar vardır; herkes onları ve ailelerini tanır. Bu hastalar genellikle serebral palsi, epilepsi gibi tedavisi zor kronik hastalıkları olan yatalak çocuklar olur.
Bir gece serviste nöbetçiyken bir hastama bakmaya odasına gittim. Yaklaşık 10 yaşlarında, yatalak bir çocuktu. Annesi, çocuğunun vücudunda yaralar oluşmasın diye gün içinde sürekli sağa sola çeviriyor, ağzını burnunu temizliyordu. Bunu yapan birçok anne vardı ama bu anne farklıydı. Gerçekten bir melekti. Öylesine temiz yüzlü, huzur doluydu ki bana bile sirayet etti o haleti ruhiyesi. Sanki evladıyla oyun oynuyormuş gibi onun ihtiyaçlarını yıllardır gideriyordu. Kadının elini öpesim geldi.
Sabaha kadar 30 hastanın başında nöbet tutup kahraman olan ben değilim. Gerçek kahraman, yavrusunun başında sabahlayan annesi.
Bu yazıyı yazarken henüz ebeveyn değilim, çocuğum yok. Ama yaşadığım bu tecrübeler bana bir annenin nasıl olduğunu, bir babanın nasıl olması gerektiğini öğretiyor. Bazen konuşarak, bazen de sadece onları izleyerek…
Daha fazla bilgi ve destek almak için Dr. Ahmet Sait Dilbirliği ile iletişime geçebilirsiniz.

